
PETROL ARAMA JEOFİZİK
PETROL ARAMA ÇALIŞMALARINDA KULLANILAN JEOFİZİK YÖNTEMLERE GENEL BİR BAKIŞ
Özet: Petrol, yer altında doğal hali ile sıvı halde bulunan ve atmosferik koşullardan etkilendiğinde de sıvı halde bulunan bir hidrokarbon karışımıdır. Kimyasal ve görünüm olarak koyu sarı, yeşil, haki, kahverengi, koyu kahverengi ve siyah olabilir. Petrol, uzun jeolojik süreçlerde karmaşık fiziksel ve kimyasal işlevler sonucunda oluşmuştur. Petrol aramalarında uzmanların ana hedefinin petrol kapanlarının saptanması olduğu açıktır. Petrol aramacılığında ilk evre, hidrokarbonların mevcut olabileceği jeolojik açıdan uygun yerleri tespit etmektir. Bu aşamada havadan ve uzaydan çekilmiş fotoğraflardan sıklıkla yararlanılır. Petrol aranacak yörenin öncelikle sedimanter (çökel-tortul) kayalardan oluşması gereğinin yanı sıra, petrol oluşturmuş olması muhtemel ana kayanın, oluşan petrolün içinde birikebileceği hazne kayanın, hazne kayanın içinde petrolü kapanlayıp, kaybolmasını önleyecek örtü kayanın varlığı gibi hususlar öncelikle göz önünde bulundurulur.
Bu çalışmada, petrol aramada kullanılan jeofizik yöntemler üzerinde durulmuştur. Yerkabuğunun çeşitli fiziksel özelliklerini ölçen, başta sismik olmak üzere gravite, manyetik gibi jeofizik etütler petrol arama çalışmalarında kullanılmaktadır. Yeraltındaki hidrokarbon birikintilerini bulmak için en çok kullanılan yöntem olan sismikte; suni bir kaynaktan yeraltına gönderilen ses dalgaları çeşitli kayalardan yansıyarak yeryüzüne döner ve jeofon adı verilen aletlerle kaydedilirler. Bu kayıtlar bilgisayar programları ile işlenerek yorumlanır ve muhtemel petrol birikintilerinin yerleri tespit edilir.
General View of Geophysical Methods Used in Prospecting For Oil
Abstracts: Petroleum is naturally liquid form, which is found underground. It is a mixture of hydrocarbons when it is affected by the atmospheric condtions. It may seen dark, yellow, green, khaki, brown, dark brown and black as a chemical appearance. Petroleum, formed as a result of a long geological processes of complex physical and chemical functions. It is clear that, the main objective of experts is to determine qil traps in prospecting for oil. The first phase of prospecting for oil is to determine the appropriate geological places that consist hydrocarbons. In this stage prographs taken from air and space are frequently used. Prospecting for oil area must be formed from sedimentary (sedimentary-sedimentary) rocks. Also source rock must have an overplay
in order to cover the oil and to accumulate the oil. By this way it prevents to vanish the oil. This study focuses on the geophysical methods used in prospecting for oil. Geophysics measure the various physical characteristics of the earth’s crust. Especially, seismic gravity and magnetic geophysical surveys are basicly used in prospecting for oil. Seismic which is the most widely used method for finding underground hydrocarbon deposits, record the sounds waves of main sources. These sound waves reflects and come back to earth. These waves are recorded by geophone .They are also processed and interpreted by computer programsin order to identify the possible locations of petroleum deposits.
in order to cover the oil and to accumulate the oil. By this way it prevents to vanish the oil. This study focuses on the geophysical methods used in prospecting for oil. Geophysics measure the various physical characteristics of the earth’s crust. Especially, seismic gravity and magnetic geophysical surveys are basicly used in prospecting for oil. Seismic which is the most widely used method for finding underground hydrocarbon deposits, record the sounds waves of main sources. These sound waves reflects and come back to earth. These waves are recorded by geophone .They are also processed and interpreted by computer programsin order to identify the possible locations of petroleum deposits.
1.GİRİŞ
Petrol, yavaş bir şekilde çökelen sahalarda bitkisel ve hayvansal maddelerin depolanmasının bir sonucu olmakla birlikte, doğada bulunan kompleks bir hidrokarbon karışımı olarak tanımlanabilir. Genellikle çökel kayalar içerisinde bulunurlar. Petrolü içerisinde bulunduran bu çökel kayalar geçirimsiz kayalarla örtülmüş ya da çevrelenmişlerdir. Organik maddeler sedimentlerle birlikte ve zamanla ağırlık ve bölgesel tektonik kuvvetler sebebiyle daha derine çökerler. Bu nedenle yüksek sıcaklıkta basınçlara maruz kalarak kimyasal değişikliklere uğrarlar. Sıvı ve gazları da içeren hayli değişken ve karmaşık hidrokarbon (Karbon-Hidrojen) bileşikleri oluşur. Özellikle karekteristik yapısında gözenek ve boşluların hakim olduğu sedimanter kayaçlarda ki bu boşluklarda petrol su ile birlikte gömülü kalır.
Petrolün oluşmasını öğeler ve süreçler olarak ele alırsak; kaynak kayanın organik madde açısından zengin olması, bu kaynak kayanın sıcaklık ve basınç ile yeterince ısıtılması ve yeterli düzeyde gözeneklilik ve geçirgenliğe sahip bir rezervuar kaya olması, rezervuar kayayı örten geçirimsiz örtü kaya olması, bu üç kaya şeklinin kaynak kaya, rezervuar ve örtü kayanın stratigrafik olarak kapan oluşturması önemli faktörlerdir. Petrolün göçerek son olarak yerleştiği yerler kapanlar basit bir antiklinaldir. Petrol kapanları yeryüzünün bir kaç yüz metre derinliklerinde olabileceği gibi, binlerce metre derinliklerde de olabilir. Fiziksel ve kimyasal özellikler hidrokarbonların nasıl hareket ettiğini ve kapanlanmalarını etkiler.
2.PETROL ARAMALARI
Petrol, genellikle çökel havzalarında olduğundan, çökel kayalarda (sedimentler) kalın ve geniş alanları kaplayan porozitesi ve permeabilitesi uygun formasyonlarda aranabilmektedir. Büyük jeosenklinallerin kıyı bölgeleri petrol için en umutlu alanlar olarak düşünülmektedir. Dünya petrollerinin çoğunluğu Alpin kıvrımlanma ile şekillenmiş kapanlardan elde edilmektedir. Tersiyer yaşındaki formasyonların en fazla petrolü bulundurmasında ki, en büyük etkenler çoğunlukla denizel sedimanlar olması, örtü tabakalarının sağlam olması ve birçok petrol kapanları bulundurmaları olarak sayılabilmektedir. Özellikle petrol aramalarında volkanizma ve metamorfizmadan etkilenmemiş bölgelerde çalışmak, şariyajlanma diskordans gibi yapılar ile fasiyes değişikliği, merceklenme gibi stratigrafik özellikler dikkate alınmaktadır.
- PETROL ARAMA ÇALIŞMALARINDA KULLANILAN JEOFİZİK YÖNTEMLER
Petrol arama çalışmalarında jeolojik çalışmaları; harita belirlenmesi, stratigrafi kesitlerinin ölçülmesi, tektonik ve yapısal araştırmalar, porozite ve permeabilite tayini, yeraltı haritalarının yapılması gibi saha ve laboratuvar çalışmaları olarak sınıflandırabiliriz. Jeofizik çalışmalar ise ön etütleri manyetik ve gravite yöntemleri olmak üzere, sismik yansıma yöntemi ile birlikte sondaj ve saha geliştirme aşamasında kullanılırlar. Yerüstündeki bulgularla yeraltının durumunu ortaya koymak ve yorumlamasını yapmakla birlikte, bunun ne derece doğru olup olmadığını pekiştirmek açısından jeofizik yöntemlere gerek vardır. Jeofizik yöntemlerle, yeraltındaki petrol yapısının şekli, boyutu ve yeryüzünden itibaren derinliğini belirleme olanağı vardır. Sonuç olarak, jeofizik anomalilerle jeoloji bilgilerinin karşılaştırılmaları en sağlıklı yorumu ortaya koyacaktır.
3.1.Gravite Yöntemi
Petrol araştırmalarında gravite yöntemi, ön etüt olarak uygulanabilmektedir. Petrol aramalarında yardımcı olarak gravite ölçümlerinin uygulanması 1914’de E. de Golyer
tarafından yapılmıştır. Gravite değişimleri ile jeolojinin ilişkisi, çeşitli yoğunluğa sahip örneklerle (ki Eötvös balansı ile ölçülebilir büyüklükte gravite anomalisi üretir) antiklinal ve domların jeolojik nedenini açıklayan Hugo Boekht tarafından açığa çıkartılmıştır. Yaklaşık olarak aynı zamanlarda, E. W. Shaw gravite anomalileri ile tuz domlarının bulunabilme olasılığından bahsetmiştir. 1918’de Boeckh’in rehberliği altında, Schweydar (bir Alman) tuz yatağında başarılı ölçümler yapmıştır[1].Yerküre tekdüze bir yapıya sahip olmadığından, yüzeyindeki çekim kuvveti her yerde aynı değildir ve yerçekimi ivmesi de sabit bir değer almamaktadır. Yerçekimi ivmesindeki değişimler, yeraltındaki yapıların yoğunluk farklılıklarından, yer yüzeyinde bulunulan konumdan (örneğin herhangi bir enlem değeri) ve yükseklikten (yani yerin merkezine olan uzaklık) kaynaklanmaktadır. Gravite yöntemi ile yerçekimi ivmesi (g)’nin değişimleri incelenebilmektedir.
Arama jeofiziğinin gravite yönteminde gravite anomalileri, normal değerlerden farklı olan verilerden elde edilir. Eğer yeraltında, çevresine göre farklı yoğunluğa sahip bozucu bir kütle varsa bunun etkisiyle gravite ivmesinin düşey bileşeninde küçük değişimler meydana gelir. Bu değişimler ölçülerek, gerekli düzeltmeleri yapıldıktan sonra profil veya harita verisi şeklinde gravite anomalileri elde edilir. Yerkabuğunun sığ derinliklerinde, petrol içeren jeolojik yapılar (faylar, antiklinaller, tuz domları), çevre kayaçlarına göre farklı yoğunluğa sahiptirler. Yoğunluk farkları ise gravite ivmesinin düşey bileşeninde küçük değişimlere neden olan bozucu kütlelerdir[2].
Gravite yönteminde, yerçekimi ivmesinin mutlak ve bağıl değişimleri gravimetre aletleri ile ölçülebilmektedir. Değişik türde gravimetreler mevcuttur. Bunlar türlerine göre, astatik gravimetreler ve astatik olmayan gravimetreler olarak sınıflandırılabilirler. Astatik olamayan Burulma Terazisi ilk defa Petrol Arama Etütlerinde kullanılmıştır[3]. Günümüzde gravite prospeksiyonunda modern ve pratik gravimetreler kullanılmaktadır. Bunlardan birisi olan LaCoste-Romberg gravimetresi Şekil 3.1’de görülmektedir. Bu alet temelde sıfır uzunlukta yay kullanılan uzun peryodlu bir düşey bileşen sismografıdır.
Şekil 3.1.LaCoste-Romberg gravimetresi [4]
Petrol arama çalışmalarında, gravite büyüdükçe yoğunluk küçülmekte ve petrolün kalitesi yükselmektedir. Gravite küçüldükçe yoğunluk artmakta ve petrolün kalitesi düşmektedir. Petrol’ün kalitesi API denilen bir ölçme birimi ile belirlenir. API gravitesi yükseldikçe petrol incelir (hafifleşir) ve kıymeti artar. Gravite ölçüleri çalışılan bölgenin ve problemin büyüklüğüne bağlı olarak 10 m ve birkaç km aralıklarla yapılmaktadır. Petrol ve rejyonal ülke çapındaki büyük etüdlerde birkaç km aralıklarla alınabilmektedir. Gravite yönteminin petrol etüdlerinde kesin sonuç vermesinin ve uygulanmasının en önemli nedeni, hidrokarbon içeren yapıların komşu kayaçlarla yoğunluk farkı göstermesidir. Gravite yöntemi prospeksiyon amaçlı ilk kez 1920’lerde Amerika Birleşik Devletleri’nde Gulf Coast ve Meksika’da petrol etütlerinde tuz domlarının araştırılmasında uygulanmıştır. Türkiye’de ise gravite yöntemi ilk kez Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü tarafından uygulanmıştır[5]. Güneydoğu Anadolu’daki petrol etütlerinde de gravite yönteminden başarılı sonuçlar alınmıştır[6].
Petrol etütlerinde tuz domlarının belirlenmesinde gravite yönteminin önemi büyüktür. İlk keşfedilen tuz domlarından birisi ABD’nin Teksas eyaletinde Houston yakınlarındadır. Bu tuz domunun üzerinde elde edilen gravite anomalisi Şekil 3.2’ de gösterilmektedir. Bu harita üzerinde AA’ doğrultusunda alınan kesit ise Şekil 3.3’de görülmektedir. Yer altındaki bozucu kütle küre şeklinde düşünüldüğünde rezidüel
bileşenlerden bunun parametreleri gmax /2 ve x1/2 =4378 m olarak belirlenmiştir. Tuz domunun genişliği yani kürenin yarıçapı ise 3447 m olarak elde edilmiştir. Yoğunluk farlı =0.3 gr/cm3 olarak alınmış ve tuz domunun üst yüzeyinin yeryüzünden olan derinliği 4378-3447=931 m dir[7]. Humble(Harris County,Texas) tuz domunun Bouguer anomali haritası Şekil 3.4’de görülmektedir[8].
Şekil 3.2 Meksika Körfezin’ndeki tuz domu üzerinde elde edilen Bouguer anomali haritası[7].
Şekil 3.3 Humble tuz domunun gravite anomali haritasında AA’ profili boyunca alınan kesit[7]
Şekil 3.4.Humble(Harris County,Texas) tuz domunun Bouguer anomali haritası. Noktalar ölçü istasyonlarını göstermektedir[8].
Gravite yönteminde anomalilerin yorumunda, jeofizikçileri en çok ilgilendiren parametre, anomaliye neden olan kayacın yoğunluğudur. Bir bölgede açılmış olan kuyulardan alınan kayaç örnekleri ile, yine bu kuyularda alınmış yoğunluk loglarından elde edilecek yoğunluk değerleri bize ortamın gerçek yoğunluk değerini verebilmektedir. Kayaçların yoğunluklarını etkileyen faktörler; kayacı oluşturan tanecik yoğunluğu (density), gözeneklilik (porozite) ve gözeneklerdeki sıvı faktörleridir. Petrolün yoğunluk değeri 0.60-0.90 gr/cm3 değişim aralığındadır [6]. Gravite yönteminde yoğunluk değerlerini saptamak için, çeşitli yöntemler bulunmaktadır. Bunlar; Laboratuvar ölçüleri, Yoğunluk loğları, Nettleton yöntemi olarak ele alınabilmektedir.
Herhangi bir noktada yapılan gravite ölçümlerine düzeltmeler uygulandıktan sonra sadece yer altındaki yoğunluk değişimlerinden etkilenen Bouguer anomalisi elde edilir ve,
bağıntısı ile verilir
Burada , etüd alanının enlemini; , baz enleminden olan uzaklığı ( düzlemi ile ölçü noktasının arasında kalan bölgenin yoğunluğunu; göstermektedir. ); , referans , yüksekliği
Bouguer anomalisinin doğru olarak hesaplanabilmesi için yukarıda bahsedilen yoğunluk yöntemlerinden biri olan ‘Nettleton Yöntemi” uygulanmaktadır. Yöntemde, çalışma alanı dışında bir vadiyi veya tepeyi dik kesen profil boyunca ölçü alınarak, bu ölçülere yoğunluk değerleri için yükseklik düzeltmesi uygulanabilmektedir[6].
Gravite yönteminde petrol etütlerinde noktanın yükseklik ve koordinatları takeometrik olarak bulunur. Bunun için belli bir nirengiden kalkılıp ölçü noktaları belirlendikten sonra diğer bir nirengiye bağlantı yapılır. Böylece takeometrik olarak noktaların yükseklik ve koordinatları hesaplanır. Eğer hesaplar için nirengi değerleri haritadan alınmış ise, noktalardaki koordinat hatası 15 m, yükseklik hatası da 0.50 m civarında olmaktadır. Sonuç olarak takeometrik ölçümler sonunda yapılacak hata enlem düzeltmesinde 0.013 mgal ve yükseklik düzeltmesinde 0.100 mgal olacaktır[5].
3.2.Sismik Yöntemler
Sismik yöntemler yapay olarak oluşturulan sismik dalgaların yer altındaki jeolojik tabakaların durumlarını saptamada, yer yapısını araştırmada kullanılan, ve elastik dalgaların yer içerisinde yayılması ile ilgili fiziksel prensiplerine dayanan yöntemlerdir. Bu düzen içerisinde temel olarak kaydedilen parametre, enerji kaynağından yayılan dalgaların ve alıcılara gelmesi için geçen zamandır. Sismik yöntemler, kaynaktan yayılan sismik dalgaların takip ettiği ışın yollarına göre Sismik Yansıma (Reflection), Sismik Kırılma (Refraction) olmak üzere iki genel bölüme ayrılır. Genel olarak petrol arama çalışmalarında sismik yansıma görüntüleme de kullanılmaktadır. Sismik yansıma yöntemi yer altını görüntüleyebilmek ve ayrıntılı stratigrafik kesitlerin elde edilmesinde kullanılmaktadır, yansıma çalışmalarında amaç; yerin bozucu yüzeylerine ulaşıp yansıyıp geri dönen sismik dalgaları kaydetmektir.
Sismik yansıma yönteminde kaynaktan çıkıp derinlerdeki katmanlı ortam sınırlarından yansıyıp dönen dalgaların geliş-gidiş zamanı kaydedilir(Şekil 3.5) Farklı uzaklıklardan yansıyarak yeryüzündeki jeofonlara ulaşan dalgaların zaman-uzaklık denklemi,
- eğrisi bir hiperbol elde edilir.
Sismik Yansıma Yöntemi çalışmalarını; arazide sismik verilerin toplanması, bu verilerin arazide kalite kontrol işlemine tabi tutulması, düşük (sinyal / gürültü) oranı olan sahalarda Sinyal/Gürültü oranını artırıcı parametre tayini ve modelleme çalışmalarının yapılması, verilerin ofiste bilgisayar ortamında veri toplama amacına uygun olarak 2B/3B tabi tutulması ve verilerin yorumlanması şeklinde özetleyebiliriz. Sismik verinin işlenmesinden ve sismik kesitin hazırlanmasından sonraki süreç sismik kesitin yorumlanmasıdır. Sismik kesit ve nin bir fonksiyonudur. Sismik kesitin yorumlanmasında çeşitli yer modellerinin vereceği sismik cevapları doğru tanımlamak oldukça önemlidir.
Şekil 3.5.Çok yatay katmanlı ortamda (altta) yansımış ışın yolları ve (üstte) yansımış dalgaların sismik kayıtlar üzerindeki görünüşü[9].
Burada, sismik modelleme yaparak doğru yoruma ulaşmak daha kolaylık sağlamaktadır. Diğer önemli işlem ise Sismik Migrasyon(Göç); gözlem noktalarına göre kaydedilen bir verinin yansıma noktalarına göre yeniden düzenlenmesidir[10]. Sismik kesitin yorumuna başlamadan önce, olayları gerçek derinlik ve yerlerine taşımak amacı ile yapılmaktadır.
Sismik yansıma yöntemi, belirli bir doğrultu boyunca çok sayıda patlama yaparak ve bu dalgaların birçok jeofondaki kayıtlarını yanyana koyup çizerek yeraltının ayrıntılı bir görüntüsü elde edilebilmektedir. Şekil 3.6a’da arazideki kayıt düzeni, sismik ışın yolları ve Şekil 3.6b’de antiklinal biçiminde bir yapı üzerinde sismik yansıma kayıtları
görülmektedir. 0.8 s’de üst katmandan gelen güçlü yansıma dikkati çekmektedir. Şeklin ortasında 1.2 s’deki yatay yansıma petrol kapanındaki gaz-su sınırıdır[11].
Şekil 3.6. a) Antiklinal biçiminde arazideki kayıt düzeni, sismik ışın yolları, b)Antiklinal biçiminde bir jeolojik yapı üzerinde alınmış sismik kayıt örneği[11].
Sismik görüntüleme yolu ile yer altındaki gömülü faylar, deniz altında kalan faylar ve petrol tuzaklayan jeolojik yapılar belirlenebilir. Antiklinal, fay (fault) ve tuz domu (salt
dome) yapısal tür kapanlardır. Şekil 3.7’de bir tuz domu üzerinde kaydedilmiş sismik bir kesit görülmektedir.
Şekil 3.7. a) Bir tuz domu üzerinde kaydedilmiş sismik kesit b) Bazı veri işlem teknikleri ile temizlenmiş, yeraltı yapısını daha iyi yansıtan sismik kesit[12].
Haymana Petrol Etütleri çerçevesinde Ankara’nın güneybatısında Polatlı-Haymana yöresinde sismik yansıma çalışmaları yapılmıştır. İnceleme alanında elde edilebilen sismik yansıma kesitlerinde en iyi izlenebilen seviye, içerdiği bol fosilli kumtaşı, kireçtaşlan nedeniyle hazne kayaç olabilme niteliğine sahip Mestrihtiyen yaşlı Beyobası formasyonunun üst sınırı olmuş ve zaman kontur haritası hazırlanarak yorumlanmıştır. Çalışma alanının batı bölümünde ise, sismik verilerde, güneydekinin kapanımının tam olarak kuzeydekinin ise büyük ölçüde izlenebildiği iki çukurluğun varlığı saptanmıştır(Şekil 3.8).
Şekil 3.8.Ankara Polatlı-Haymana yöresinde petrol etütleri kapsamında çalışmalar sonucunda elde edilen
sismik yansıma kesiti [13].
- SONUÇLAR
Yirminci yüzyılın başlarında , özellikle petrol ve doğal gaz yataklarının araştırılması amacıyla jeofizik yöntemlerde büyük gelişmeler kaydedilmiştir. Günümüzde de halen süren bu gelişmelerin en önemli özelliği de gözlem(arazi ölçüleri), veri-işlem ve yorum aşamalarında yüksek duyarlığın sağlanması amacına yönelik olmalarıdır. Petrol ve doğal gaz etütlerinde, sadece petrol ve doğal gaz içerebilecek jeolojik yapılar(fay, antiklinal, senklinal, tuz domu vb.) jeofizik yöntemlerle araştırılabilmektedir.
Yerüstündeki bulgularla yeraltının durumunu ortaya koymak ve yorumlamasını yapmak açısından jeofizik yöntemlere ihtiyaç vardır. Jeofizik yöntemlerle, yeraltındaki petrol yapısının şekli, boyutu ve yeryüzünden itibaren derinliğini saptama olanağı vardır.
Sismik Özellikler Petrol arama amacıyla kullanılan rezistivite (özgül direnç) cihazları, yeraltındaki kayaçların elektrik akımına karşı gösterdiği direnci ölçen jeofizik ekipmanlardır. Hidrokarbon (petrol ve doğal gaz) birikintileri düşük iletkenliğe sahip olduklarından, bu cihazlar yeraltındaki uygun jeolojik yapıların haritalandırılmasında yardımcı bir veri kaynağı olarak tercih edilir.
Temel Özellikleri ve Teknolojiler
Çoklu Elektrot (Multielektrot) Sistemler: Toprağa belirli aralıklarla çakılan elektrotlar vasıtasıyla akım verilir ve 2 boyutlu/3 boyutlu kesitler (Rezistivite Tomografisi) elde edilir
Derin Elektriksel Sondaj (DES): Özellikle derin havzalardaki formasyonları incelemek için yeraltına yüksek akımlar göndererek derin yapısal birimlerin elektriksel profilini çıkarır.
IP (İndüklenmiş Polarizasyon) Özelliği: Rezistivite cihazları genellikle sahada IP ölçümleri ile birlikte kullanılır. Bu yöntem, kayaçların elektrik enerjisini depolama kapasitesini ölçerek gözeneklilik ve kil/mineral dağılımı hakkında bilgi verir.
Manyetotellürik (MT) Cihazlar: Çok daha derinlerden (petrolün ana kayasının bulunduğu kilometrelerce alt katmanlardan) veri almak için doğal elektromanyetik alanları ölçen sistemlerdir.
Sismik özellikler, belirli jeolojik, fiziksel veya rezervuar özelliklerini vurgulamak için orijinal sismik verilerin matematiksel manipülasyonuyla hesaplanır . Bir veya daha fazla sismik izinin şeklini veya diğer özelliklerini ve bunların belirli zaman aralıklarındaki korelasyonunu değerlendirirler. Yansıma verilerinden hesaplanan sismik özellikler çeşitli fiziksel olaylara dayanır. Sismik dalgaların yer katmanlarından yayılması sırasında , genlik, frekans, faz ve hız gibi dalga özellikleri önemli ölçüde değişir. Sismik özellikler, sismik verilerden hesaplanan belirli geometrik, kinematik, dinamik veya istatistiksel özelliklerin miktarlarını sağlar. Sismik dalgalardaki bu değişiklikler , yayıldıkları yer altındaki kayaların fiziksel özelliklerinin izlerini verir.
Aşağıda iki kuyu konumunu birbirine bağlayan, öznitelik işlenmiş bir sismik hat (bu durumda, kalibre edilmiş empedans) gösterilmektedir. Soldaki kuyuda gözeneklilik (ve petrol) vardır; sağdaki kuyuda gözeneklilik yoktur. Siyah yansıma döngüsü—bir çukur—üst Smackover ile ilişkilidir; solda, sağdaki kadar siyah veya negatif değildir ve ayrıca solda, sağa doğru kaybolan ince bir beyaz aralık vardır. Bunlar, yüksek/düşük gözeneklilikle ilgili olabilecek ince farklılıklardır. Bunları yalnızca genlik gözlemleriyle görsel olarak kullanmak zor olurdu, ancak sismik öznitelikler bunu nispeten kolaylaştırır. Sismik özniteliğin (tutarlılık ve birkaç diğer özniteliğin kombinasyonu) başka bir örneği, yapısal ve stratigrafik unsurların vurgulandığı gösterilmektedir.
Farklı sismik özelliklerin eş zamanlı analizi zordur. SOM ve üretken topografik haritalama (GTM) gibi denetimsiz sınıflandırma veya kümeleme, sismik verileri farklı sismik fasiyeslere ayırmaya yardımcı olabilirken
SOM, denetimsiz sınıflandırmanın yaygın olarak kullanılan yöntemlerinden biridir. SOM, topolojiyi koruyarak verileri daha düşük boyutlu bir alana (2D) yansıtır. Genellikle, SOM çıktıları iki SOM yansıtılmış hacimdir. Bu iki hacmi çapraz olarak çizeriz ve uygun bir renk ölçeği uygulayarak fasiyes sınıflandırma görüntümüzü elde ederiz . SOM’a benzer şekilde, GTM de farklı fasiyesleri bulmak için çapraz çizilen iki gizli alan hacmi oluşturur. Fark, yüksek boyutlu verileri 2D alana dönüştürme algoritmasında yatmaktadır; SOM, rastgele seçilen vektöre en yakın prototip vektörü ararken, GTM model parametre tahmini için olasılığa dayalı beklenti-maksimizasyon algoritmasını kullanır.


